Uykusuz bir gecenin sabahında köpek havlamalarıyla irkilip kalkıyorum yerimden. Hatta havlama denemez yaptıklarına, haykırıyorlar adeta. Birilerinin onlara eziyet çektirdiğini düşünerek balkona fırlamamla sesler kesiliyor. Etrafta ne köpek var ne de bir insan. Saat 6ya geliyor ve güneş daha yeni doğmak üzere. Tam içeri girmek üzereyken çok da aşina olmadığım bir kuş sesi. Tekrar dönüyorum balkona meraktan. Çaprazımızdaki apartmanın bacasının üstünde, sonradan martı olduğuna kanaat getirdiğim, bir kuş.
Ötüp duruyor, sanki birini çağırır gibi. İzlemeye başlıyorum, beni farkediyor. Havalanıyor bacanın üstünden, bizim çatının üstünden bir u dönüşü yapıp tekrar bacanın üstüne konuyor. Ötmeye devam. Bu kısa turu ve sabah sabah ötüşü hoşuma gidiyor. Yaslanıp arkama izlemeye devam ediyorum. Çok geçmeden aynı uçuşu tekrarlıyor. Selamlaşıyoruz adeta, aptalca gülüyorum halime. Uykusuzluğumun arkadaşı oluyor sabah kuşu.
Çok geçmeden bir tane daha geliyor yanına. Hani çok sevdiğin bir arkadaşınla bir yerlerde otururken, arkadaşının başka bir iyi arkadaşı gelirde muhabbetin ortasına oturur, ona nasıl davranacağını bilememekle arkadaşını ondan kıskanmak arasında gidip gelirsin ya, sonradan gelen martıya yaklaşımımı bu düzeyde tutuyorum bu yüzden. Hem mesafeliyim, ona bakmadığımı belli ediyorum ama bir yandan da arkadaşımı üzmemeye çalışıyorum. Yuva yapmışlar meğersem bizimkiler. Denize böyle uzak bir yerde yuva yapmalarının ilginçliğini babam söylemese umrumda değildi. Bu tespit karşısında çok düşünmüyorum da hatta.
Birkaç gün sonra bir sabah tekrar rastlaşıyoruz arkadaşımla. Bu sefer yanında 3 yavrusu daha var. Selamlaşıyoruz. Bacasından bir bana bakıyor bir de yavrularına. Tur atmıyor apartmanımızın üstünden. İçeri dönüyorum…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder